Kemoterapi ve radyoterapi tedavisi alan hastalarda tedavinin yan etkisi olarak ağız içinde sıkıntılar ve buna bağlı şikayetler sıklıkla görülebilmektedir.
Tıpkı bağırsak florasında olduğu gibi ağız florası da milyarlarca-trilyonlarca mikroorganizmaya ev sahipliği yapmaktadır. Genel olarak mikrobiyata adını verdiğimiz bu mikroorganizmalar topluluğu aslında vücudumuzdaki birçok faaliyetten sorumludur. Son dönem de yapılan çalışmalarda, mikrobiyata da oluşan dengesizliklerin – bozuklukların, gerek oto-immun hastalıklar, gerekse kalp damar rahatsızlıkları , diyabet vs… gibi hastalıkların oluşumuna neden olacaklarına dair kanıtlar ortaya çıkarılmıştır .
Kemoterapi ve radyoterapi etkisiyle yukarıda bahsetmiş olduğumuz mikrobiyata değişime uğrar. Ayrıca bir diğer yan etki olarak tükürük bezleri atrofiye olabilir ve bunun sonucunda ağız kuruluğu gelişebilir. Tüm bu süreçten ağız florasındaki BAKTERİ DENGESİ negatif olarak etkilenir. Ağız florasındaki bakteri dengesi bozulduğu için, her türlü uyarana karşı vücudun savunma cevabı yavaşlar ve gecikir .Tüm bu nedenlerden ötürü ağız ortamı – ağız florası çok savunmasız ve hassas hale gelir.. Bunun sonucunda ağız içinde geçmeyen yaralar, sürekli yanma hissi, diş ve diş eti hastalıklarında artış vs… gibi şikayetler çok sık oluşur. Kişilerin normal zamandaki yeme-içme, ilaç kullanma gibi rutinlerini radyoterapi ve kemoterapi süreçlerinde devam ettirmeleri her zaman mümkün olmayabilir. Bu süreçte doktorlarının vereceği diyet listesiyle tedaviyi sürdürmek gerekebilir. Bir diğer deyişle normalde sağlıklı olduğu düşünülen bazı yiyecek ve içecek türlerinde de kemoterapi ve radyoterapi döneminde kısıtlamalara gidilmesi gerekebilir. Bozulan bu mikrobiyatayı – BAKTERİ DENGESİNİ düzeltebilmenin belki de tek ve en kestirme yolu dışarıdan faydalı bakteri transferi yapmak olabilir. Bunu yapabilmenin en kolay yolu ise probiyotik kullanmaktır. Ne yazık ki yakın zamana kadar ağız florası için üretilen ağız probiyotiği ürünleri tüm dünyada neredeyse bir elin parmağını geçmeyecek sayıda idi. İlk aklımıza gelen markalar Hyperbiotics, Prolacsan, GUM . Oysa artık ülkemizden de güzel haberler gelmiyor değil. Armoral isimli tamamen yerli kaynaklarla patentli şekilde üretilen suşlara sahip bir ağız probiyotiğinin sektöründe bir ilk olarak ülkemizden çıkmış olması gurur verici. Bu anlamda Armoral Probiyotik Gargara üzerinde biraz durmakta ve bu yeni ürüne biraz torpil yapmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Armoral’i özel kılan sadece ülkemizden çıkan bir marka olması değil, aynı zamanda bu alanda ilk aktif formda satılan probiyotik olması. Geleneksel probiyotiklerin çoğu bilindiği üzere toz formda, liyofilize, kapsül halinde, yani bir diğer deyişle derin uyku halinde satılmaktadır. Oysa tahmin edeceğiniz üzere ağız içinde fayda göstermesini istediğimiz bakterilerin çok kısa bir sürede ağız ortamında kolonileşmesini istiyoruz. Derin uyku (toz formda, kapsül, pastil ) formunda satılan bakterilerin etkileşimleri ve koloni oluşturmaları ise uzun süreler gerektirdiğinden etkinlikleri de aynı oranda azalmaktadır. Bu yüzden armoral markasını diğerlerinden bir tık yukarıya koyarsak çokta haksızlık etmiş olmayız.
Yazımın sonunda tavsiyem şudur ki, genel sağlığımız için rutine almaya başladığımız probiyotikleri artık yavaş yavaş ağız sağlığımız içinde günlük rutinler arasına sokmamız gerektiği yönünde. Probiyotiklerin sağlıklı bir ağız florası için bizim en büyük dostumuz olduğunu unutmayalım...
Diş Hekimi Onur Öztürk